2020 Yılında Sürdürülebilir Moda ve Kadın Çalışanlar

Bu yazımızda seninle “sürdürülebilir moda” kavramı içinde kadın çalışanların durumunu konuşmak istiyoruz.

2000’li yılların başında konuşulmaya başlanan “sürdürülebilirlik” ilk etapta sadece büyük kurumlar için ortaya çıkmış bir kavram gibi gözüküyordu. Günümüzde ise artık, herkes tarafından sıklıkla konuşuluyor ve tartışılıyor. Sürdürülebilirlik kavramını markalar için, “ekonomik, ekolojik ve etik anlamda bilinçli üretim ve operasyona geçiş” olarak tanımlayabiliriz, ancak bu yeterli değil. Sürdürülebilir bir sistem demek; kaynakları tüketmeden, hatta bu kaynakları iyileştirerek sürekli devam etmesi mümkün olan bir sistem demek. Tüketim odaklı yaşadığımız günümüzde kaynakları tüketmeden, belki de hakkımız olmayanı doğadan almayı bırakarak, doğayı iyileştiren bir sistem hakkında konuşuyoruz. Gelecek nesilleri de düşünen “sürdürülebilirlik” eskiden konuşulan “çevrecilik” tanımından çok daha fazlasını içeriyor.

Mana markasının da yer aldığı sektörde, konu “moda ve tekstil” olunca sürdürülebilirlik konusu gittikçe karmaşıklaşıyor. Her ortaya çıkan yeni kavram gibi, “sürdürülebilir moda” kavramı, sınırları bu zamana kadar net bir şekilde belirlenmediği için neyi hedeflediği belirsiz gibi gözüküyor.

Sürdürülebilir moda denilince aklına ne geliyor? Etik üretim? Çevreci üretim metotları? Peki çalışanlar?

Biz sürdürülebilir moda konusunu kadın çalışanları dahil ederek biraz daha detaylı konuşmak istiyoruz.

Geçtiğimiz haftalarda Fashion Revolution Week (Moda Devrimi Haftası) yazımızda da paylaştığımız gibi; giysilerimizin içeriğini, hangi materyalden üretildiğini sorgulamakla beraber, artık onu kimin ürettiğini de sorgulama ihtiyacı duyuyoruz. Bu nedenle Fashion Revolution mottosunu benimseyerek “Who made my clothes?” yani “Giysilerimi kim yaptı?” sorusunu markalara soruyoruz.

Tekstil sektörü kadınlar olmadan verimliliğini sürdürülebilecek bir alan değil. Dünya genelinde tekstil sektörü çalışanlarının %80’nini kadınlar oluşturuyor. Türkiye’de ise 1 milyon kadın geçimini tekstilden sağlıyor. Sektörde yaklaşık 2 milyon kişinin de kayıt dışı çalıştığı tahmin ediliyor. Dolayısıyla sürdürülebilir modayı konuşmak istiyorsak; kadın çalışanlarının sağlık koşulları, çalışma alanları, sahip olduğu gelir ve yan hakları, hakkında bol bol düşünmemiz gereken konular arasında.  

Sektördeki kadın çalışanların koşullarını biliyor musun?

Sektörde çalışan kadın işçiler hakkında en fazla göze çarpan şey, çok genç olmaları. Bu sektörde çalışan kadınların büyük çoğunluğu 17-25 yaş arasında. Kadınların büyük bir kısmı evlenene kadar çalışıyor, çok kısa bir süre için iş hayatında aktif gelir sahibi oluyorlar. Evlendikten sonra işten ayrılan bu kişiler aslında sektörde işleri nasıl efektif bir şekilde sürdüreceklerini çok iyi biliyorlar ve deneyimliler. Bu da her çalışan ayrılığında sektördeki deneyimli iş gücünün kaybolması anlamına geliyor. Tekstil sektörünün çok hızlı değişmesi ve değerli iş gücünün kaybolması, bir noktada sürdürülebilir moda sistemin kurulmasını ve işçiler için hakların aranmasını imkansız hale getirebiliyor.

Çalışmaya devam eden kişilerin ise gelirleri adil bir şekilde dağıtılmıyor. Henüz çalışma kaydı bile olmayan yüz binlerce kişinin haklarının ne kadar düzgün verildiği büyük bir soru işareti. Markalar gerçek bir yaşam ücreti ödeyerek bu kişilere gerekli hakları vermeyi öncelikli hale getirmeli. Çünkü sektör sadece kadın çalışanlarla daha değerli hale gelebilir ve ileriye götürülebilir. Bu kişilere uygun bir ortamın sağlanması ve iş güvenliği kurallarına uyulması diğer vazgeçilmez noktalar arasında.

Moda dünyasında ürünler artık sezonluk değil. Ara sezonlarla beraber kıyafetler, aksesuarlar, her şey çok hızlı bir şekilde tüketim odaklı değişiyor. Oldukça hızlı ve dinamik bir sistemde üretim hiç durmuyor. Hali hazırda bu kadar yoğun ve hızlı çalışılan bir ortamda, kadınlar belirli kurallar dayatılarak baskı ile çalışmak zorunda kalıyor.

Çalışma ortamlarının havadar olmaması, alanların darlığı, kullanılan kimyasal vb. maddeler nedeniyle havalandırmanın işlevsiz olması, solunan havanın çalışanlara zarar vermesi en çok konuşulan konular arasında. Ayrıca yaşanan işçi haksızlıklarının yanında, cinsel istismar / mağdurluk durumlarının gerçekleşmesi işin çok çok üzücü olan önemli noktalarından biri.

Sen de satın aldığın ürünlerle değişim hareketini başlatabilirsin.

Tekstil ve hazır giyim sektörlerinde karşılaşılan bu çalışma koşulları ve şartlar, kadın işçilerin beden ve ruh sağlığını olumsuz bir şekilde etkiliyor. Uzun süredir bir değişim olmadan devam eden şartlar altında bu kişiler çalışmak zorundalar. Bu sorunlara çözüm bulabilmenin ilk yolu çalışanları görünür kılmaktan geçiyor. Sosyal hak ve güvenlik sağlanarak kişilerin kayıt altına alınması gerekiyor. Dolayısı ile “sürdürülebilir moda” başlığı altında, tüketim tercihleriyle dünyayı etkileyen her bireye çok fazla iş düşüyor. Alınan her ürünü kimin yaptığını bilmek, ürünün içeriğini sorgulamak, büyük üreticileri “Giysilerimi kim yaptı?” sorusu ile yüz yüze bırakmak ve onlardan bilgi istemek yapılabilecek en basit yollar arasında.

Sen de #GiysilerimiKimYaptı? hashtagiyle markaları etiketleyerek değişim hareketini başlatmaya ne dersin?


Alakalı Paylaşımlar

Bir yorum bırak

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.