Ekofeminizm: Gezegene Kesişimsel Bir Bakış

İçinde yaşadığımız gezegende toplumsal olarak yaşadığımız her sorunun birbiriyle ilintili olduğunu bilmek, mücadele etmek ve gezenimizi daha iyi bir yer haline getirmek için bize yol haritası sağlarken bireysel olarak yapabileceklerimiz için de motivasyon sağlar. Çünkü toplum bireyi, birey de toplumu ve tüm bunlar da içinde yaşadığımız gezeni döngüsel olarak etkiler.

Var olduğumuz toplumsal evrenlerde kalbimizi ve ruhumuzu yaralayan birçok sorunla karşılaşabiliyoruz. Irkçılık, ayrımcılık, ötekileştirme, kadın cinayetleri, hayvan katliamları, çevresel sorunlar, küresel göç sorunları, dayatılan tüketim alışkanlıkları nedeniyle kendimizde tüketmek ve sömürmek veya tahakküm kurmak için hak gördüğümüz her şeyle aslında örtük olarak kendimizi ve ruhumuzu da tüketip tahakküm altına aldığımızı biliyor muydunuz?

Ekofeminizm, kesişimsel çevrecilik için bize ilham olabilir mi?

Feminizm, her cinsiyet kimliğinin ve cinsel yönelimin adil hak ve fırsatlara sahip olması gerektiğini savunur. Patriyarkal sistem içinde cinsiyet temelli adaletsizliğe maruz bırakılan her birey ve kimlik için mücadele eder. Ekofeminizm ise doğal dünyanın sömürülmesi ve aşağılanması ile kadınların boyun eğdirilmesi ve ezilmesi arasında bağlantı gören bir harekettir. Patriyarkal sistem yalnızca kadınları değil, doğayı da sömürüp metalaştırarak tahakküm altına alır. Ekofeminizme göre, doğaya yönelik adaletsizliler, toplumsal cinsiyet eşitliği sağlanmadan son bulmayacaktır.

ekofeminizm
ekofeminizm

Fotoğraf: Lucas Pezeta – Pexels

Tarihsel olarak bakıldığında siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel değişimlerle kadın hareketine yön veren feminist argümanlar, talepler değiştikçe değişmiştir. Kesişimsellik (intersectionality), tam da buradan doğarak birden fazla kadın kimliği olduğunu ve diğer toplumsal konumların(ırk, etnisite, kültür, sınıf vb.) da kadın kimliğine eklemlenerek farklı ve kesişen ezilme biçimlerini ortaya çıkardığını söyler. Ez cümle, siyah veya lezbiyen bir kadınla  beyaz heteroseksüel bir kadının farklı ezilme biçimleri olduğunu, siyah veya lezbiyen kadınların çifte bir ezilme biçimine maruz bırakıldığının göz önünde bulundurulması gerektiğini bize hatırlatır.

Kesişimsel çevrecilik de bu noktada farklı grupların, gezegenle farklı bir şekilde ilişki kurduğundan bahseder. Aktivist ve eko-iletişimci Leah Thomas’ın ifadesiyle, bu, hem insanların hem de gezegenin korunmasını savunan çevreciliğin kapsayıcı bir versiyonudur. Marjinalleştirilmiş topluluklara ve doğaya yönelik adaletsizliklerin nasıl birbiriyle ilişkili ve bağlı olduğunu tanımlar. Eşitsizliğe ve sömürüye maruz bırakılan topluluklara ve dünyaya yapılan adaletsizlikleri ön plana çıkarır. Çevresel krizlerin, her varoluşu olumsuz etkilediği yadsınmaz bir gerçek olsa da toplumda, marjinalleştirilmiş veya dezavantaja maruz bırakılmış toplumsal konuma sahip kişileri daha çok tehdit ettiği araştırmalarla ortaya konmuştur. Bu politik bağlamla düşünüldüğünde, dezavantaja maruz bırakılan grupların, doğa ve çevresel sorunlara karşı daha duyarlı olduğunu söyleyebiliriz. Fakat unutmamak gerekir ki toplumsal konumumuz ne olursa olsun alan açmak, anlamak ve sorumluluk almak gerekir.

Kurtuluş yok, tek başına, ya hep beraber, ya hiçbirimiz!

Bir İlkay Akkaya şarkısının dizelerinden kopup gelen bu cümleler bugün, birçok kadının dilinde, eşitlik için atılan sloganlardan birisidir. Kadın dayanışmasının da önemine vurgu yapan bu cümleler, kesişimsel çevrecilik için de bize ilham olabilir. İklim adaleti ve sosyal adalet birlikte geldiğinde nefes olacak. Gezegen iyi değilse biz iyi değiliz. Biz iyi değilsek gezegen iyi değil.

 

Kaynaklar:


Alakalı Paylaşımlar

Bir yorum bırak

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.