Sürdürülebilirlik Kavramının Dünyadaki Yeri

Yıllar boyunca kişiler ve kurumlar tarafından sergilenen bilinçsiz ve vurdumduymaz tüketicilik tavrının sonuçları, somut olarak, her alanda ve tüm dünyada görülmeye başladıktan sonra “sürdürülebilirlik” kavramının önem kazandığını söyleyebiliriz. 

Moda sektörü başta olmak üzere tüm sektörlerden markalar, firmalar; çevreye ve doğaya duyarlı tavırlar sergilemeye ve sürdürülebilir olma yolunda adımlar atmaya başladı. Bu noktada şuna da değinmek isterim ki; sürdürülebilirlik, yalnızca enerji tasarrufu ve bilinçli tüketimi değil, etik ve adil tutum sergilemeyi de ifade ediyor. Yani dünyada yürütülen sürdürülebilirlik hareketleri; üretim sürecinde enerji tasarrufu sağlamayı, israfı önlemeyi hedeflemenin yanında aynı zamanda işçilere etik ve adil çalışma ortamı oluşturmayı da hedefliyor. 

Fotoğraf: This is Mana

Günümüzde bu kavramın, oldukça yaygınlaşmış ve markaların devamlılığı ve prestiji için hatırı sayılır bir noktaya varmış olduğunu söyleyebiliriz.  

İlaç sektöründen reklam sektörüne kadar her sektörden firmanın internet sayfasına girildiğinde “sürdürülebilirlik” bölümüne, ana bölümlerden biri olarak yer verildiğini görmek mümkün. 

Gitgide daha tanınır ve bilinir olan, bir bilinçlenme hareketi olarak bahsedebileceğimiz bu “sürdürülebilirleşme” hareketi, markaların imajına katkı sağlayan bir etken olma noktasına gelmiştir. Çünkü çığ gibi büyüyen ve büyümeye devam eden doğaya karşı duyarlılık ve bilinç gelişimi tüketiciyi bu yönde şekillendirmiş, dolayısıyla üreticileri de bu yola sürüklemiştir. Markanın sürdürülebilir bir marka olması, hem tüketiciyle hem de çalışanlarıyla arasındaki bağı güçlendirmeye yarar. Bu sebeple markalar, aylık olarak sürdürülebilirlik raporlarını yayınlamaya ve web sitelerinde “sürdürülebilirlik” başlığına yer vermeye başlamışlardır.

Sürdürülebilirlik artık tüm dünyada ve tüm sektörlerde “olumlu bir özellik” değil, bir zorunluluk olma yolunda önem kazanmaya devam etmektedir.

Bu bağlamda, 15 ülkede, 17 bine yakın katılımcıyla gerçekleştirilen bir çalışmada, katılımcıların yarıdan fazlası çevre konusunda sorumluluk alan firmalardan alışveriş yapmaya daha sıcak baktıklarını belirttiler. Aynı ankete katılan işçilerin %80’i ise çevre konusunda etik davranan şirketlerde çalışmak istediklerini söylediler.

Bir başka çalışmada ise 54 ülkede 1000’den fazla şirket incelenerek, bir şirketin marka gücü ile sürdürülebilirlik uygulaması arasında güçlü bir korelasyon olduğunu sonucuna varıldı. 

Özellikle pandemi döneminde çevreye, doğaya karşı duyulan hassasiyetin yaygınlaştığını söyleyebiliriz. Bu kriz döneminin, insanları duyarlı olmaya sevk ettiğini söyleniyor. Ben de bu dönemi, doğanın neye ne tepki verdiğini ve doğa üzerindeki etkimizi farketmeye başladığımız bir dönem olarak görüyorum. Bu farkındalığın oluşumunda pek çok etken rol oynuyor olabilir. Bunlardan biri de; büyük bir krizin ortasında düşünmeye başlamamız ve hareketlerimizin sonuçlarıyla yüzleşme fırsatı bulmamız olabilir. 

Örneğin, karantina sürecinin sonuna doğru İstanbul boğazının temizlendiğine şahit olduk. Yaz sezonu açıldığında, geçen sezonlara göre denizin ne kadar değiştiğini görme imkanı bulduk.  

Araştırmalar; önce Çin’de, sonra İtalya’da, ardından İngiltere, Almanya ve pek çok farklı ülkede karbondioksit ve azotdioksit oranlarında geçici olarak yüzde 40 azalmalar görüldüğünü ve içimize çektiğimiz havanın kalitesinin arttığını belirtti. Havanın temizlenmesinde, daha az araba kullanımının ve çevreye zehirli gaz salan fabrikaların kapanmasının da etkisinin altını çizmek gerekir. 

Bu dönemde yaşanan tüm bu büyük değişikliklerin doğa üzerinde yarattığı sonuçları çıplak gözle fark etmiş olmak, sanıyorum ki, insanları bu konuda düşünmeye ve daha duyarlı olmaya itti.

Sürdürülebilirlik doğrultusunda adımlar atan markaların sayısının artmasının yanı sıra, bireylerin de sürdürülebilir yaşam tarzına sempati duymaya başladığını ve bunun bir trend haline gelerek yaygınlaşmaya başladığını görmemiz mümkün. Bunda, hayatımızın her alanına ulaşan ve bilgiye erişimi kolaylaştıran sosyal medyanın da payı büyük. 

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz ki; bireylerin ve kurumların, doğaya karşı kazandığı duyarlılık gitgide artmakta, dünyada sürdürülebilirlik adına atılan adımların sayısı çoğalmaktadır. Ve bu doğrultuda, bu amaçla atılan her adım; hedeflenen şekilde doğayı beslemekte ve düzeni rayına koymaktadır. 

Doğanın, hareketlerimize verdiği tepkinin çabukluğunu ve keskinliğini pandemi sürecinde gözlemleyip fark etmiş olduğumuzu bir kez daha hatırlatarak yazımı bitirmek isterim. 

Yani değişim, sanıldığı ve anlatıldığı kadar uzakta değil.

Kaynaklar:

https://www.slideshare.net/zaferteber/srdrlebilir-markalar-olmak

Okan YÜCEL, “The Guardian: Karantina sürecinde doğa kendini toparlıyor – Peki bu ne kadar sürecek?” https://medyascope.tv/2020/04/10/the-guardian-karantina-surecinde-doga-kendini-toparliyor-peki-bu-ne-kadar-surecek/

Gülşah KUŞAT, “Sürdürülebilirlik ve Marka”, http://gulsahkusat.com/surdurulebilirlik-ve-marka/


Alakalı Paylaşımlar

Bir yorum bırak

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.