Toplumsal Cinsiyet Rollerine Dair

Bu hafta toplumsal cinsiyet rolleri adına birkaç söz söylemek ve yazıya çok basit bazı sorular sorarak başlamak istiyoruz. Bu soruları küçükken çocuk aklımızla sorduk belki şaşırdık belki cevaplar bizi tatmin etmedi. Şimdi ise yetişkin ve eşitlik arayışı içerisindeki kadınlar, translar ve queer kimlikler olarak tekrar soruyoruz. 

Renklerin ya da kıyafetlerin cinsiyeti var mıdır?
Erkek adam(!) gerçekten ağlamaz mı?
Kadın dediğin eve geç saatte dönmez mi? Hatta mümkünse dışarı hiç çıkmaz mı?
Kadının en önemli görevi annelik midir?
Kadın şöyle erkek böyle mi olur?

Yukarıdaki soruların cevapları aslında nereye giderseniz gidin aynıdır fakat içinde bulunduğumuz ikili cinsiyet sistemi ve atanmış toplumsal rollerle birlikte sadece cevaplar değil hayatlar da çarpıtılır.

Öncelikle bazı kavramları en basit haliyle açığa kavuşturmak isterim. Biyolojik cinsiyet, doğumla birlikte gelen üreme ve genital organlarının farklılığını esas alan cinsiyettir. Toplumsal cinsiyet ise biyolojik cinsiyetimize yani doğduğumuzda bize atanan cinsiyete belli başlı roller biçerek bazı etiketler üretir. Böylece biyolojik cinsiyetleri X, Y ve Z olan bireyler gelenek göreneklere ve adetlere uygun davranmak zorundadır ve toplumun sükutu korunur haldedir. Judith Butler toplumsal cinsiyetin son derece katı ve düzenleyici bir çerçevede oluştuğunu söyler.

Toplumsal cinsiyet rolleri yüzyıllardır kadınlık(feminen) ve erkeklik(maskülen) olmak üzere iki cinsiyet üzerinden şekillenmiş ve bu bağlamda kuir teorinin öznesi olan akışkan cinsiyetli ve non-binary bireyleri, interseksleri, trans kadın ve trans erkekleri ve daha birçok var oluşu halihazırda görmezden gelmiş ve yok saymıştır.

Erkek hegemonyasının baskın olduğu bu sistemde toplumsal cinsiyet rolleri kadın ve kuir bireyler üzerinde bir baskı ve düzen sağlama aracı olarak kullanılır. Çok küçük yaşlardan itibaren ve deneyimlerimizden ötürü biliriz ki, kız çocukları pembe giyer ve bebeklerle oynarken erkek çocukları erkek adam(!) oldukları için ağlamaz silah, top ve arabalarla oynar.

 

Fotoğraf: Karya Yıldırım

Tüm bu yönlendirmelerin sonucunda, kızlar ergenliğe girdiğinde hanım hanımcık, sessiz ve mütevazi olmak durumundayken erkekler kavgacı, gürültülü ve saldırgan olabilir. Kızlar regl olunca utanır, pedler siyah poşetlere konulurken erkeklere sünnet düğünü yapılır, kuir çocuklar ise zaten hiç yoktur ve bu örnekler böylece devam edip gider.

Hepimizin hayatında en az bir kere duyduğu bir söz vardır. “Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır.” İlk etapta bakıldığında kadınları onore etmek adına iyi niyetle söylenen bir söz olduğu aşikardır ama bize içinde yaşadığımız sistemle ilgili çok fazla şey söyler. Bir erkek başarılıdır, çünkü ideal ve heteronormatif aile yapısında annesi, eşi ya da kız kardeşi kendisine bakar, yemeğini yapar çamaşırını yıkar ve onu duygusal olarak her daim destekler. Olması gereken budur ve böyle tahayyül edilmiştir.

Toplumsal cinsiyet eşitliği bir toplumda var olan ve haksızlığa uğrayan, yüzyıllardır ikincil konuma atılan, sömürülen, emeğinin karşılığını olduğu gibi alamayan kadınların, kuir bireylerin en büyük hakkıdır çünkü bu salt yaşamaya ve varoluşa dair bir haktır. Her gün onlarca kadının öldürüldüğü, darp edildiği, insani koşullarda çalıştırılmadığı bir yerde insan haklarından ve hürriyetten bahsedilemez.

Kadınlar bu sorunları, eşitsizlikleri çözmek adına içinde bulundukları hak arayışından vazgeçmeyecek.

#İstanbulSözleşmesiYaşatır!


Okumalar:
https://www.catlakzemin.com/judith-butler-ile-soylesi/
https://kaosgl.org/haber/lsquotoplumsal-cinsiyet-rollerinin-ne-kadarindan-arindikrsquo

 


Alakalı Paylaşımlar

Bir yorum bırak

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.