Vandana Shiva: Gıda Özgürlüğünün Savunucusu

Geçtiğimiz yıldan beri köklü değişimler yaşadığımız bir sürecin içerisindeyiz. Bu zaruri değişimler yaşantımıza dışarıdan adeta bir üçüncü kişi bakış açısıyla bakabilmemize olanak sağladı. İçimize döndük, toplumsal sorunları daha net görebildik, doğanın bizimle iletişimine tanık olduk. Her şeyden önemlisi tüm zorluklara ve felaketlere rağmen en ufak umut kırıntısına tutunup bize ve çevremiz iyi gelen şeyleri yapmaya devam ettik. 

Yakın bir zamanda BBC Travel’ın umudumuzu diri tutmamız ve olup biten her şeye rağmen biricik dünyamıza sahip çıkmamız için ilham dolu 50 karakterin hikayelerini paylaştığı bir serisi ile tanıştım. Serinin ismi bile içimizi ısıtmaya yetiyor: ‘50 Reasons to Love the World’ (Dünyayı Sevmek için 50 Neden).

Bugün sizlere dünyaca ünlü çevre aktivisti, araştırmacı, gıda ve tohum egemenliği savunucusu ve 20’den fazla kitabın yazarı olan Vandana Shiva’nın BBC Travel ile gerçekleştirdiği röportajı aktaracağım. Yediklerimizin aslında ne kadar önemli olduğunu anlatan bu satırlar arasında Shiva’nın dünyayı neden sevdiğini keşfedeceğiz.Ve bu yazının ardından Vandana Shiva’yı daha yakından tanımak için kısa bir araştırma yapacağınıza ve bulduklarınızın çok hoşuna gideceğine eminim. Hazırsanız ilham dolu röportaja geçiyoruz.

Q: Himalayanın eteklerinde yetiştirilmiş olmanız gıda ve ekolojiye olan ilginize nasıl bir ilham oldu? 

Himalayalarda büyüdüğüm ve Chipko gönüllüsü olduğum zamanlarda biyoçeşitliliğin değerini öğrendim. Bu öğrendiklerimi Yeşil Devrim’in ilk dayatıldığı eyalet olan Punjab’da neden şiddet olaylarının patlak verdiğini anlamak için kullandım. ‘Yeşil Devrim’in Şiddeti’ (The Violence of the Green Revolution) isimli bir kitap yazdım ve şiddet içermeyen gıda sistemleri geliştirmek için bir söz verdim. İşte, 1984’ten beri bunu yapıyorum. 

Endüstriyel sömürgeci Batı’nın mekanik bir zihne, monokültürel bir zihne dayandığını fark ettim. Bu yüzden aldığım eğitimin ve Himalayalar’da yetişmiş olmamın gücüyle zihnin biyoçeşitliliğini işlemeye, gıdadaki ve çiftliklerdeki biyoçeşitliliği yeniden yaratmaya başladım. 

Q: Tohum saklama ve tohum özgürlüğü konularını onlarca yıldır savunuyorsunuz. Bu uygulamalar neden bu kadar önemli? Hindistan’da kurduğunuz Navdanya isimli kuruluşun bu konularda ne gibi çalışmaları var? 

Tohum yaşamın kaynağıdır. Tohum gıdanın kaynağıdır. Gıda özgürlüğünü koruyabilmemiz için tohuma erişme özgürlüğünü koruyabilmemiz gerekiyor.

Navdanya olarak ilk yaptığımız şey topluma ait tohum bankaları kurmak ve tohumun patentli olamayacağını, her bireyin tohum üzerinde eşit hakkı olduğunu savunmak oldu. 150’den fazla tohum bankası kuruldu, bu sayede çiftçiler yerli tohumlarla daha besleyici ürünler yetiştirebildiler. Bu tohumlar aynı zamanda iklim krizi ve felaketlerinin etkilerine karşı da oldukça dayanıklılar. 

Bitkilerin, hayvanların ve tohumların birer insan icadı olmadıklarını kabul eden kanunların yazılmasına yardım ettim. Biyolojik çeşitliliği ve yerel bilgiyi patentlemeye çalışan, biyolojik korsanlık vakalarına karşı savaştık. Araştırmaların sonucunda şunu gösterdik ki, kimyasallar yerine biyoçeşitlilik üzerine yoğunlaşırsanız ve arazi başına düşen hasat miktarı yerine arazi başına düşen besin miktarını ele alırsanız, dünya popülasyonun iki katını besleyecek kadar besin yetiştirebilirsiniz. 

Yeni bir araştırma da gösteriyor ki yerli tohumlar yüksek besin oranına sahipken endüstriyel olarak üretilen ‘yüksek verimli türler’ besin açısından bomboş ve zehirle dolu. 

vandana shiva

 

Fotoğraf: https://finca.imd.org.ar/en/act_especiales/advocating-for-a-new-climate-soledad-barruti-interviews-vandana-shiva/

Q: Gıda egemenliğinin, gıdanın bağımsızlığının bir savunucusu olarak sizce gıda egemenliğinin tanımı nedir? 

Gıda egemenliği hayatınız, geçiminizi nasıl sağladığınız ve sağlığınız üzerindeki egemenliktir. Tohum egemenliğiyle başlıyor: canlı tohumları saklamak ve kullanmak. Daha sonra toprağın bakımını gerektiriyor. Eğer toprağı beslemezsek gıda egemenliğine sahip olamayız. Gıda egemenliğinin temelini organik tarım uygulamaları ve kimyasallardan, zehirlerden kaçınmak oluşturuyor. 

Q: Birçok kez üzerinde durduğunuz üzere, dünya üzerindeki gıdanın büyük bir kısmını kadınlar yetiştiriyor. Gıda egemenliği neden özellikle kadınlarla ilgili? 

40 yılı aşkın süren araştırmalarım sonucunda fark ettim ki dünya üzerindeki çiftçilerin büyük kısmı kadınlardan oluşuyor. Gıdayı ticari bir ürün olarak değil besin olarak yetiştiriyorlar. Sağlık için yetiştiriyorlar, hastalık için değil. Savaşlar ve kıtlıklar boyunca, seller ve kuraklıklar boyunca kadınlar tohumlarını ve gıdalarını korumayı ve canlı tutmayı başardılar. 

Dünyanın ve biyoçeşitliliğin yeniden canlanması için ve sağlığımızın, besin kaynaklarımızın korunması için gerekli olan değişime kadınların öncülük etme potansiyeline sahip olduklarını düşünüyorum. 

Q: 20’den fazla kitap yazdınız ve en çok tanınan kitabınızın da başlığı olan ‘Yeryüzü Demokrasisi’ (Earth Democracy) terimini icat ettiniz. Bu terimin anlamı nedir?

Sömürgecilik ve sanayicilik yeryüzünü ve yerel kültürü 4 hatalı varsayımla tahrip etti. 

Birincisi, doğadan ayrı varlıklar olduğumuz ve onun bir parçası olmadığımız. İkincisi, doğal kaynakların varlığının tek sebebinin sanayi için hammadde olduğu. Üçüncüsü, yerel kültürün alt seviye ve ilkel olduğu, sömürgecilik sayesinde medeni seviyelere yükseltilmesi gerektiği. Dördüncüsü, doğa ve kültürün manipülasyon ve dış etkenlerle geliştirilmeye ihtiyacı olduğu. Örneğin Yeşil Devrim, GDOlar, genlerin değiştirilmesi gibi uygulamalar bu hatalı varsayımlar dolayısıyla ortaya çıktı. 

Yeryüzü Demokrasisi’ni küreselleşmenin düzensiz ticaret uygulamaları yarattığını, çevre tahribatına ve soykırımlara yol açan sınırsız açgözlülüğü serbest bıraktığını göstermek için yazdım. Eskiden demokrasi halk için ve halk tarafından yönetilen bir sistemdi. Milyarderler ve şirketler tarafından finanse edilen seçim demokrasisi ile artık demokrasi şirketler için ve şirketler tarafından yönetilen bir siyasi sisteme dönüştü. Ardından bu sistem kıtlık ve rekabet yaratarak kültür savaşlarını başlattı.

Bu yüzden, felsefe bilgilerime de dayanarak, insan özgürlüğünün ve insanın refahının diğer canlı türleri ile bağlantılı olduğunu açıklayan Yeryüzü Demokrasisi kavramını geliştirdim. Diğer türlerden daha üstün değiliz, hepimiz iç içeyiz. Antroposantrizm yıkıcı ve şiddet içeren bir yapı.

Q: Afrika, Asya, Latin Amerika ve Avrupa’daki köklü kuruluşlara yardım ettiniz ve dünya çapındaki etkinliklerde konuşmacı olarak yer aldınız. Tüm seyahatlerinizde yerel gıdaları ve yerel kimliği birbirine bağlayan ortak noktalar olarak neler gözlemlediniz?

Sömürgecilik tarafından bölündük. Cinsiyete, ırka, dine, sınıfa bölündük. Ama biz Dünya’nın bir parçasıyız. Dünya ile savaş halinde olan bir gıda sistemi, bedenlerimizle de savaş halindedir.

Özellikle pandemi süresince tüm dünyada artan bir bilinç var. Artık adaletsiz, sürdürülebilir olmayan, endüstrileşmiş ve küreselleşmiş bir gıda sistemi ile karşı karşıya olduğumuzun farkındayız. Ve bunun çözümü, yerli, biyoçeşitliliği yüksek, zehirsiz, kimyasalsız, ekolojik ayak izini düşürürken besin değerini yükselten gıda sistemleri yaratmakta yatıyor.

Q: Seyahatleriniz esnasında yediğiniz gıdanın lokal ve sürdürülebilir üretildiğini nasıl garanti ediyorsunuz, ve bu konuda diğer seyahat eden kişilere önerebileceğiniz ipuçları var mı? 

Küresel anlamda seyahat kısıtlamaları yokken, ya yerel çiftçilerden yemek yiyordum ya da oruç tutuyordum. Artık sokağa çıkma yasakları sebebiyle seyahat etmek mümkün olmadığından kendi yetiştirdiğimiz yerel yiyeceklerin tadını çıkarıyorum.

Q: Dünyayı daha güzel bir yere dönüştürmek isteyen fakat nereden başlayacağını bilmeyenlere verebileceğiniz en iyi tavsiye ne olurdu? 

Yediğimiz yiyecekler yaşanan sorunların büyük bir kısmını oluşturabilir. Yediklerimizi bilinçli şekilde seçmek ise çözümün büyük bir kısmını oluşturabilir. Yani aklımızda tutmamız gereken şey şu, nasıl ki ekonomide birim para ise yaşamın birimi de gıdadır. Laboratuvar ortamında üretilen endüstriyel gıda sistemi yaşamın döngülerinin kırılmasına sebep oluyor. 

İşlenmiş gıdadan kaçının, taze yiyecekler tüketin. Üretimi esnasında içine ne koyulduğunu bilmediğiniz gıdalardan mutlaka uzak durun. Yeme eylemi diğer yaşayan varlıklarla bir çeşit iletişimde olma halidir. İçinde ne olduğunu bilmediğiniz anonim yiyecekler ise bu iletişimi koparır ve sağlığınıza zarar verir. 

Q: Dünyanın daha iyiye gideceğine dair umudunuzun kaynağı nedir? 

Umut bizim dışımızda gelişen bir kavram değil, yaşamın bir parçası. Her bir düşüncem ve her bir hareketim benim için bir umut kaynağı. 

 

‘Bütün iyi kitapların sonunda
bütün gündüzlerin

bütün gecelerin sonunda
meltemi senden esen
soluğu sende olan,
yeni bir başlangıç vardır…’

Edip Cansever/Umuş

Sevgiyle…

 

Röportajın orijinal hali:

https://www.bbc.com/travel/article/20210127-vandana-shiva-on-why-the-food-we-eat-matters


Alakalı Paylaşımlar

Bir düşünce “Vandana Shiva: Gıda Özgürlüğünün Savunucusu

  1. Cevap
    Ayşe özturan
    1 Ekim 2021, 21:29

    Elinize emeğinize sağlık.

Bir yorum bırak

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.