Yaşamın Kaynağı ve Denge

Her şeyin birbirinden ayrılamaz iki karşıt kutbu vardır. Gece olmadan gündüz, gündüz olmadan da gece olamaz. Süreklilik için denge gereklidir ve basit kimya kurallarına göre denge halinde durağanlıktan bahsedemeyiz. İki taraf arasında sürekli bir akış söz konusudur. Öyleyse iki taraftan birinin daha baskın olduğu durumda denge yoktur, dengenin olmadığı sistemlerse dışarıdan gelen en ufak müdahalelerde bozulur ve yok olur.

Fotoğraf: This is Mana

İnsanın olduğu sistemlerde de birbirine karşıt olarak nitelendirebileceğimiz bazı değerler vardır. Bu yazımda sizlere, insanlardan oluşan en küçük kurum olan aileden büyük şirketler ve devletlere kadar her sistemde dengeli olması gereken matriyotik değerler ve patriyotik değerlerden bahsedeceğim. Öncelikle biraz daha aşina olduğumuz patriyotik değerleri açalım.

Patriyotizm kelimesinin sözlükteki karşılığı ‘vatanseverlik’. Latince baba anlamına gelen ‘pater’ kelimesinden türemiştir. Patriyotlar tüm şartlar altında yaşadıkları yeri savunurlar; kendi ülkesinin ve bayrağının yanında olmayanları düşman olarak görmek ve savaşmak gibi hislerin kaynağı patriyotizmdir. Patriyotlar devletlerine, çalıştıkları şirkete oldukça bağlıdırlar ve sürekli büyüme, kar maksimizasyonu, rakiplerden daha iyi olma gibi amaçlarla geçer günleri. Geçmişteki ya da günümüzdeki liderlerinin her zaman haklı olduğunu düşünürler, eksik yanlarını görmemeye meyillidirler. 

Matriyotizm ise tam tersi bir kavramdır. Latince anne anlamına gelen ‘matre’ kelimesinden türemiştir. Matriyotlar doğaseverdir, vatanını değil tabiat anayı koruma içgüdüsüne sahiptir. Yaşamın kaynağına, havaya ve suya değer verir. Matriyotlar bir anne gibi dengeleyicidir. Anne hayat verir, besler, korur. Herkes anne değildir ama herkesin bir annesi vardır. Eğer bir erkek şanslıysa ve onu koruyan, besleyen, şefkat gösteren bir anne tarafından büyütülmüşse matriyotizm temeline sahiptir. Matriyotlar da ülkelerini severler ancak bu sevgi gözlerini kör etmemiştir; ülkesi uğruna masum erkekleri, kadınları, çocukları öldürmezler. Savaş yanlısı değillerdir, kapsayıcıdırlar. Ancak eğer çocukları (ya da emekleri) tehlikedeyse, o zaman her şeyini ortaya koyarak çocukları için canlarını tehlikeye atabilirler.

 

Matriyotik ve patriyotik değerler hem erkekte hem de kadında var. Örneğin erkekler evde matriyotik değerlerini ortaya çıkarırlar, çocuklarının bakımını sağlarlar, yemekle ilgilenirler. İşe gidince ise büyüme ve kar maksimizasyonu amaç haline gelir ve aksi davranışlar duygusallık olarak nitelendirilir. İş kültürü öyle kurgulanmış ki, kurumsal hayatta kadın da aynı davranışları sergiler. Ancak günümüzde çevresel felaketlerin ve sosyal eşitsizliklerin had safhada yaşanıyor olmasının sebebi sistemlerin patriyotik değerler tarafından yönetiliyor olması. Denge haline gelebilmemiz ve felaketlerin yaşanmasını önleyebilmemiz için sisteme matriyotik değerlerin yeniden girmesi gerekiyor. Çünkü matriyotik değerler besleyicidir, kurumu riskten korur kollar, üretime önem verir ve fırsatları yakalamakta oldukça etkilidir. 

Yukarıda bahsettiğim çevre felaketlerinden ve sosyal eşitsizsizliklerden en fazla etkilenenler ne yazık ki kadınlar. Sebebi şu: eğitim seviyesi düşük olan kadınlar felaketlerden haberder olamıyorlar ya da felaketlerle mücadele yöntemlerini yeterince bilmiyorlar. Bilen kadınlar ise değerlerinden ve kültürün onlara atfettiklerinden dolayı evlerini terk edemiyorlar ve gelmekte olan bir felaketten korunamıyorlar. Dünyadaki yoksulların dörtte üçü kadın ve bu durum kadınları ucuz tekstil işçiliği, ucuz tarım işçiliği gibi adil olmayan işlere zorluyor. Özetle kadınlar toplumda, üretimde, ekonomide yer alamadıkları sürece temsil ettikleri matriyotik değerler de sistemde yer alamıyor. Bu sebeple eşitsizlikler ve felaketler şiddetlenerek artıyor, yani patriyotik bir ‘loop’ içerisine girdiğimizi düşünebiliriz. Toplumları yaşatan, sistemleri besleyen ve hayatı devam ettiren içgüdüleriyle kadınlara girişimcilik, eğitim, üretim gibi konularda teşvikler verilmeli ve destekler sağlanmalı. Ancak ve ancak bu şekilde dünyamızı koruyabilir, insanlığın gelişmesini sağlayabilir ve sürdürülebilir bir toplum yapısına sahip olabiliriz. 

 

Fotoğraf: Oscar Stubbs – Pexels

Sonuç olarak aslında yapmamız gereken matriyotik değerlerin sistemdeki eksikliğini fark edip bu değerleri ön plana çıkarmak. Kadınların sırf sistemde yer edinebilmeleri için patriyotik değerlere bürünmeleri doğru bir yaklaşım olmayabilir.

Kadın vs. erkek, patriyotik vs. matriyotik tartışması değil; doğayı ve dünyayı korumak için, her alanda sürdürülebilirliği ve dengeyi sağlamak için yapmamız gerekenlere odaklanmalıyız. Çünkü tarihte gelmiş geçmiş birçok kültür ve milliyet olmasına karşın dünyamız tektir, biriciktir.

Dileğim günün birinde cinsiyet eşitliğinin hüküm sürdüğü bir dünyada temiz enerji kullandığımız ve organik gıdalarla beslendiğimiz günlerde, Kadınlar Günü yerine bir Tabiat Günü ilan edip dünya çapında güneşe, denizlere, ormanlara ve dağlara kendimizi adamak, teşekkür etmek ve şarkılar eşliğinde dans etmek. 

 

Katıldığım bir konuşmasıyla bana ilham veren Gülin Yücel’e sonsuz teşekkürler.

 

REFERANSLAR

https://www.earthisland.org/journal/index.php/magazine/entry/matriotism/

https://www.iklimhaber.org/iklim-krizi-ile-mucadelede-kadin-tariminin-rolu/

https://www.huffpost.com/entry/matriotism_b_14283 


Alakalı Paylaşımlar

Bir yorum bırak

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.